Thursday, October 29, 2009

bir hafta daha biterken...



Guzel bir CUMA sabahi...
ise giderken sakir sakir yagmur yagiyor... erken kalkip ise gelmis olmaktan hic mutsuz degilim (hayirdir!:) bilmiyorum).
Kahvemide almisim.. Dun Rey'le konusurken guzel bir seyi farkettik...
dun tatildi... ve tamamen Pazar gunu gibi gecti! ama pazar degil persembeydi! asil tatil yarin basliyor... ne guzel dimi? bi dusunun... bir gun is daha ve 2 gun tatil..

Aslinda haftaici oylesine bir gun bu carsamba olabilir veya persembe tatil olsa.. oyle degerlendirsek herkes ise giderken daha motive olur diye dusunuyorum.. yoksa hafta uzadikca uzuyor, yoruluyor insanlar...

neyse.. bugun keyfim yerinde..
bunu yazarak sizlerin de gununu daha guzel yapmak ve yarin tatil oldugunu farkli bi hatirlatmak istedim :)
iyi haftasonlari...

Friday, October 23, 2009

My Best Friend's Wedding - FAZ 1




Tekrar merhaba herkese....
geçenlerde yazmıştım bilen bilir.. tüm arkadaşlarım sırayla evleniyor diye..
evlenmekte ne varsa! :)
aslında kavram olarak güzel... aile kurmak güzel bir şey...
ama herşey zamanla, sırasıyla olsun...
evlenmekten önce erkek arkadaşınla beraber yaşasan sanki daha güzel değil mi?
hem o zaman onun huyunu suyunu daha iyi bilir ona göre o kararı alırdın..
arkadaşlarımı mazallah korusun ama çoğu kişi bu sebeple boşanabiliyor.. veya daha çok aşık oluyor! her neyse iyi bir deneyim bana göre...
sonuç olarak, bu yazıyı yazmaktaki amacım : my best friend's wedding FAZ 1 YARINN!!
digeri 6 ARALIK! (essyka goruyomusun 9 demedimmm:))
bugunu uzun suredir bekliyoruz.. party olayının pazar gunu olmadığı için ayrı bir seviniyorum.. cumartesi bol bol içip ertesi gün işe gitmeyecek olmanın mutluluğu ve çok eğleneceğiz bilinci var...
onlar ermiş muradına...
biz gidelim eğlencesineee!!

TGIF! Its Friday..so Smile in style... :)



Smile, though your heart is aching
Smile, even though it's breaking...
When there are clouds in the sky
You'll get by...

If you smile
With your fear and sorrow
Smile and maybe tomorrow
You'll find that life is still worthwhile

If you'll just...
Light up your face with gladness
Hide every trace of sadness
Although a tear may be ever so near
That's the time you must keep on trying
Smile, what's the use of crying
You'll find that life is still worthwhile

If you'll just...
Smile, though your heart is aching
Smile, even though it's breaking
When there are clouds in the sky
You'll get by...

If you smile
Through your fear and sorrow
Smile and maybe tomorrow
You'll find that life is still worthwhile
If you'll just Smile...

That's the time you must keep on trying
Smile, what's the use of crying
You'll find that life is still worthwhile
If you'll just Smile!!!

Boylece hem Cuma gunu mutlulugunu.. hem cok guzel bir şarkıyı... hem de MJ'i anmış olduk bugun...
bu postu Moda Cadısı'nın blogunda gormustum cok mutlu olmustum.. sizlerle de burada paylasmak istedim :)
have a nice weekend!

Thursday, October 22, 2009

aah keşke...

Havaya hiç aldırmadan...
delirmiş alışveriş freakleri gibi...
elimde bu boyutlarda dev bir kahve ile...
ve bu kılıkla...
gezmek isterdim şu anda...
işim olmasa!

P.S. = Bu OLSEN kardeşlerin tarzlarına, saçlarına, giyinişlerine bayılıyorum! :)

Monday, October 19, 2009

Tuesday, October 06, 2009

kendime biraz zaman verdiğim dönemde...



bu yazı çok çok iyi geldi...
Nil Karaibrahimgil'in yazılarının, yaptıklarının, şarkılarının, hayat felsefesinin sıkı takipçisiyim ve çok seviyorum anlayışını hayata bakışını...
eski yazdığı yazılara sık sık geri dönerim tekrar tekrar okurum - bazıları gerçekten çok iyi olmuş olabiliyor ve bana döneme göre çok iyi geliyor..-
bu da onlardan biri.. o yüzden sizin de okumanızı istedim.
sevgiler...


Kendine biraz zaman ver
Nil KARAİBRAHİMGİL - 04.05.2009

Hiçbir şey yapmamak için mesela. Bırak, bahar kararsızca geçsin üzerinden. Bir yaz sansın kendini, bir kış.

Sen bir tişört giy, bir hırka. Senden beklenilen, hep yaptığın şeyi ilk kez duyuyormuş gibi yap. Cevapsız bırak. Parantezini aç, içine gir kıvrıl, başkası ol. Sana hiç benzemeyen biri. Mesela, senden daha sakin. Senin alışkanlıklarını taşımayan, kaygılarını paylaşmayan, hatta tanışsan
seninle pek anlaşmayan biri. Ol. Olabilirsin. İçinde herkes var. Baksan görebilirsin. Kendinden beklemediğin şeyler yapmak harikadır.

İçinde kafesler açılır, her şey doğasına kavuşur.

Şöyle bir durup, nefes alacağın bir yere kaçınca göreceksin ki, şarjlı bir aletten pek bir farkın yok. Hep kırmızı yanıyor, hep pilin bitmek üzere, ama sende hep bir gayret. Duymak istediğin iki kelime: Bravo ve hayret!... Kendini rüzgara, güneşe, suya, uykuya bırakınca görüyorsun ki, yeşile dönüyor pilin. Yükseliyor sesin. İkide bir durdu duracak gibi değilsin. Hiç olmadığın kadar dirisin. Her şey yolunda aslında. Hem yolunda ne ki? Tabi ki her şey yolunda, ben mi tayin edeceğim canım elalemin yolunu... Benim yolum bu, der, patikalara sapıverirsin.

Hep koşturuyorum. Bir şeyi halletmeden eve döndüğümde, beni azarlayan ‘vicdan’ teyzemle kalıyorum İstanbul’da. Nefes alıp verdiğim şehir. Daha az nefesle, daha çok koşmamı istiyor benden. Çizgi filmlerdeki gibi koşuyorum, ayaklarımdan kıvılcımlar çıkana dek. ‘Evet ‘dedim, ‘o şarkıya düet yapıcam, söz yazıcam. O jingle’ı da yazıcam, o reklamda oynıycam, o kitabı yayınlıycam. Pazartesileri burada, hemen her gün web sitemde olucam. Beni ne zaman arasanız orada olucam, şarkılarla dertlerinize derman olucam. Neşenizi bulucam. Mutlaka bulucam neşenizi’. Böyle diyordum işte. Dediğimi de yapıyordum.

Sonra topladım bavulumu gittim. Önce New York’a, sonra Floransa’ya. Toskana’daki şarap vadilerinde çimlere uzandım... Dilimi şaraba kaynaştırdım, tenimi güneşe. Medici Ailesi’nden kalma bir otelde kalıyorum ve sabah bahçeye inerken, kendimi o ailenin şımarık kızı sanıyorum. Kendimden çıktım, başka pabuçlar giyiyorum.

Yapmadığım şeyler yapıyorum,
bakmadığım şeylere bakıyorum.
Görmediğim şeyler,
beni ancak böyle görür.
Biliyorum.

yazı yazı yazı...



ne kadar zamandır yazmıyorum, biliyorum
aslında hep yazmak istiyorum...
şimdi de yakında bol bol yazacağımı söylemek istiyorum
beni bekleyin!...

Friday, September 11, 2009

for my vespa..

çok çok eskiden istediğim bir şeydi.. motor kullanmak.. hep yapılan kazalarla gözümü korkutmaya çalıştılar ama bendeki de keçi inadı... hep istedim hatta gün geçtikçe daha çok istedim...
bu sene hayatıma giren pek değerli sevgilim bana hayatımın hediyesini yaparak ajansın önüne VESPA LX 150 ile geldi... o an kalbim duracak sandım, mutluluktan ağlıyordum... vespa benim değildi, kiralıktı ama olsun düşünebiliyor musunuz koskoca 3 ay benim olacaktı??
bendeki heyecanı sormayın... ailem bilmiyordu o sıralar o da ayrı mevzu bahis...
neyse hayatımın 3 aylık bir dönemini vespa'mla geçirmeye başlamıştım... ajansa gidip geliyodum, eve gidiş gelişler.. trafiksiz hayat...
inanılmaz farklı bir his, bilen bilir... özgürlük hissettiriyor...
taa ki... bugüne kadarmış... bugün VESPA'MLA son günüm... ve bütün hafta sel, yağmur derken hiç kullanamadım...
gerisi önümüzdeki yaza umarım diyorum... ve bu 34 SKU 93 (scooter'ın sku'su oluşunu da ayrı seviyodum :) VESPA maceramı ona özel yazımı burada sonlandırıyorum...
sevgilim, bunu yaşattığın için tekrar teşekkürler sana da....

Tuesday, August 25, 2009

Fantastik sorulara cevaplar

yine uzun bir sessizlikten sonra buradayım...
dün Nil Karaibrahimgil'in köşesinde yazmış olduğu yazıya istinaden // sorduğu soruları cevapladım ve sizlerle paylaşıyorum...
siz de yazın cevaplarınızı, insan garip hissediyor cevapları düşündükçe.. :)
yazıyı okumak isteyenler:
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12334412

En son sildiğin kelime hangisi? – şebo

Gerçekleşmemiş projelerin neler? – kitap yazmak / gerçekleşecek ama

Bir sanat eserini, bir filmi, kitabı, çorbayı, şarkıyı ya da yürüyüşü iyi yapan nedir? – sanat eserini iyi yapan kendini anlatması bir şey ifade etmesidir, filmi iyi yapan hedef kitlesini tatmin etmesidir oyuncusudur senaryosudur çekimidir yönetmenidir, kitabı iyi yapan akıcı olmasıdır kendini okutmasıdır, çorbayı iyi yapan lezzetidir tadıdır tuzudur, şarkıyı iyi yapan ağzına takılabilmesidir tonudur müziğidir sözleridir, yürüyüşü iyi yapan ayakkabılardır ve i-pod’undaki şarkılardır...

Eğer hapse atılsaydın, suçun ne olurdu? – düşünce suçu

Kendine sormak istediğin soru ne? – hayattaki amacın ne?

Sana kendini en güvende hissettiren, günlük ritüelin nedir? Ve neden? – sevgilime sarılmak! Çünkü güvende hissetiriyor :)

Arka bahçene, 90 yaşında açılmak üzere bir zaman kapsülü koysan, içine koyacağın beş şey ne olur? – ölümsüzlük ilacı (eğer 90 yaşında yaşıyorsam ve alzheirmer olmamışsam ve arka bahçeme gidecek halim varsa:))), gelecek nesillere yazılmış eski zamanlarda dünyayı anlatan bir mektup, sesimi ve bu zamanın popüler şarkılarını söylediğim bir ses kaydı/kaseti, günlüklerim, arkadaşlarımın annemin babamın benim bu zamandan fotoğraflarımızı koyardım...

Başkaları için önemli olmayan ama senin için önemli olan şey ne? – ruhum

Senin için önemli olan ama başkalarının umursamadığı şey ne? – hayallerim

Niye buradayız? – hepimizin bir amacı var onu bulmaya çalışıyoruz...

Wednesday, August 19, 2009

Dondurmaaa - my favorite

eeen eeenn sevdigim dondurmalari yazmak istedim bugun
kac zamandir hicbir sey yazamiyorum... neler oldu neler ama simdi yeri ve zamani degil..
simdi ice cream + glida + dondurma timee

Büyükada’da kulübün önünde minik külah üzerine kaşıkla yapılan gül dondurmaa - Yunus
ve yine Büyükada - Roma dondurmacısı
(Roma'da dondurma yedim - böyle bir lezzet yok onlarda... - ki Roma dondurmasında birçok tadı üreten kişi şuan New York'a taşınmış ve dondurmalarını orada üretime geçirme hayalleri var!!)
ve artık olmayan ama adından bahsetmeden geçemeyeceğim Büyükada'da Ecol dondurma - ilk tiramisulu dondurmayı bana yediren ve sevdiren yer...

İstanbul - Bebek Mini Dondurma
Arnavutköy Girandola
Asmalımescit Cremeria
Nişantaşı'nda da açılmış şimdi Cremeria Milano - üstelik Nutella'lı dondurmaa

ve ve ve...
USA'da olan... gidip denemeden donmemeniz gerektigini dusundugum...
Ghirardelli Chocolate'in dondurmasi.... boyle bir lezzet yok.. olayi ve meshurlugu cikolatasindan geliyor zaten // mutlaka deneyin!

Sunday, July 19, 2009

yagmur yagsa...

yagmur.... sesini ozledigim bir sey... yagarken yurumeyi ozledim... sicak havada yagmasini daha da cok ozledim...
yagmur yagarken yatakta uyumayi, yorganin altinda, sabah olmus olmasina ragmen uyumaya devam etmeyi ozledim.
ve bu ses duydukca cok hosuma gitti... sizlerle de paylasmak istedim!

Friday, July 17, 2009

Thursday, July 16, 2009

Kadın olmak!...

bugun sizi Can Dundar'in cok guzel bir yazisiyla basbasa birakiyorum!
EY ERKEKLER!! okuyunuz, ornek aliniz, uygulayiniz...

Bir kadın çocuktur aslında...
Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..

Bir kadın güçlüdür aslında...
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgidir aslında...
İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak' duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında...
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın çılgındır aslında...
Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!

........bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!
....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar..!!!!

kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!
öyle olsaydı ezilirdi......!!! üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......
Eşit olsun diye......
kolun biraz altında...
Korunsun diye...!!!
KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!

Can DÜNDAR

Wednesday, July 15, 2009

sevmediğim kelimeler...

Bakarız (olumsuz olanı) : hani kelimeler vardır veya yorumlar vardır kişiden kişiye değişir ya.. bu da öyle bir kelime! Biri söyleyince olumlu bir BAKARIZ oluyor, biri söyleyince olumsuz... mesela annem! Annemin ağzından bakarızı duyduysanız o iş olmayacak demektir, yatar! Ama babamdan duyduysanız kesin olmuştur, sevinirsiniz!
Yine de sevmiyorum, belki küçüklüğümden beri hep annemden duyduğum için.. “anneeee, eve gidince sokağa çıkabilir miyim?” – “bakarız kızım!” – bende direk ağlama modu çünkü çıkamıyorumm! Böyle yani.. ne zaman birinden bakarız kelimesini duysam irkilirim, ne tonda söylediğini algılamaya çalışırım, bu da beni mutsuz eder!

Belki : tampon kelime! Ara kelime, kurtarıcı sanılan ama kurtarmayan kelime... tamamsa tamamdır, değilse değildir ya evet ya hayır bu kadar kesindir! Neden net olamıyoruz ki?

Hayır : olumsuzluk! Sev-mi-yor-ummm!!!! – biliyorum belki ve hayır birbirlerine çok benziyorlar ama belki duyacağıma hayırı duymayı tercih ediyorum en azından net ve kesin biliyorsun ki hayır... :)

Keşke : keşke öyle yapmasaydım, keşke böyle olmasaydı, keşke o treni kaçırmasaydım bla bla blaa... oldu işte, şimdi napıcan ona bak! Niye bunu diyorsun ki? o zaman bir şeyi yapmadan evvel biraz daha düşün, keşke demeyiver!

Bu böyle olmaz : nasıl olur ya? Göster bakalım? Sen daha mı iyi biliyodun? O zaman bu zamana kadar nerdeydin? Bu olmaz, bu yapılmaz... kurallarla yaşayan binlerce insanla dolu etrafımız. Her şeyin, her zaman bal gibi, istersen olabildiğini / olabileceğini gösteren, gösterebilen herkesi seviyorum ben abicim!

Evet diyelim, olur diyelim, Ne yapsak? Nasıl yapsak? diyelim... ne güzel laflar onlar...

Sunday, July 12, 2009

HAYAT KISA...

Bütün yollar uzun.
Herkes köşeli.
Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)
Varılacak yer yok.
Sadece yolculuk var.
Kelimelerin içi boş, dışı süslü.
Sadece gözler ve davranışlar gerçek.
Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.
Herkes bir yerinde güzel.
Herkes her şeyi yapmaya muktedir.
Ağaçlar sonbahara aşık.
Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.
Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.
Dışarısı soğuk.
Kadınlarla erkekler benzemez. (venus vs mars...)
Herkeste ortak olan, farklı olandan çok.
Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.
Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa.
Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak.
Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.
Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.
Her gün teşekkür etmek iyidir.
Her gün şükretmek iyidir.
Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.
Koşmasan da olur.
Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.
Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.
Düşündüğün şeyler sana şekil verir.
Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.
Ne düşünüyorsan öyle.
Herkes her şeyi hisseder.
Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.
Aile en sağlam sığınak.
Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.
Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.
Delilik yaygın.
Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.
Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?
Tek soru var o da bu.
İnsan gelecekkolik.
Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.
Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler.
Asansörde yanındakilerle konuş.
Konuşmamak ruhu kısar.
’Off’ diye bağır, ’hey’ diye bağır, ’aaaa’ diye bağır.
Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.
Ne yöne saparsan sap, virajlı.
Hayat anlar gibi olunamayan şey.
Paylaşmaktan başka şansın yok.
Hayatındaki her şeyi serbest bırak.
Yerçekimine güven.
Sayıklamak serbest.
’Sen yeter ki sev’ şarkı sözü.
Ağlayabildiğin kadar ağla, rahatla.
Pazartesileri sev, Cuma'ları daha çok sev.
Her günü sev, her gün başka bir hediye sana.
Yaba daba duuuu!!

Friday, July 10, 2009

kötüyüm...

Neden bilmiyorum ama bugün böyleyim... içimde bir mutsuzluktur gidiyor sabahtan beri.
Hani hepinize olmuştur, içinizde kötü bir hisle uyanırsınız... o geçmez.
Ne olduğunu düşünürsünüz, kimisi bulur – kimisi bulamaz.
Sabahtan beri her şeyi düşündüm, bulamıyorum!
Son olarak kendimi kullanmakta zorunlu olduğum ilaç olduğuna inandırmaya başladım!
Bilen bilir – Roaccutane .... baya bir yan etkisi bulunan, ağlatan, sinir bozan, depresyon yaratan, hatta Avrupa’da intihar eden insanlar olduğu için yasaklanan bir ilaçtır kendisi!
Ama hiç böyle olmamıştım!
4 Ağustos’ta bu ilaçtan kurtulacak olacakken, bitmesine yakın bana bunları yapmasına izin vermek istemiyorum!
Mutlu olmaya çalışıyorum ama içimde birileri bir şeyler bana kötü düşünce getiriyorlar.
Hemen kovuyorum, direniyorlar. Yapamıyorum.
Ağlamak istiyorum, ağlıyorum! Ama nedenini bilmiyorum...
Dediğim gibi bugün böyleyim.. kaçamıyorum.
Hemen bugün bitsin, yarına güzel başlayayım istiyorum...

Thursday, July 09, 2009

foto foto

Cok yakin zaman sonra Fotogracilik kursuna IFSAK’a gitmeye basliyoruz...
Beraber fotograflar cekmek gibi bir hayalimiz vardi artik gerceklesecek... gece/gunduz gunes batisinda veya gun dogarken, dolunayda... hareketli/hareketsiz, siyah/beyaz, vs vs..

Ve umarim... cok kisa sure sonra... boyle fotograflar cekiyor olacagim :
Not : kim bilir ilerde belki sengul palli’ya rakip bile olabilirim :P ,



Wednesday, July 08, 2009

to my comiko

bu yazı cok ozel birine...
hayatinin cok zor bir doneminde suan...
ama yavas yavas tum zorluklar bitiyor - her yeni gun baska guzel bir haber aliyoruz... almaya da devam edecegiz... her sey guzel olacak!
BTW i'll jump too :)
lots of lots of LOVE!... xoxo

Monday, July 06, 2009

car of the year...

bunlar eski... ben universitedeydim ciktiklari zaman.. aralarindaki sohbet muhtesem... burada yani Turkiye'de boyle bir sey yapmaya calissaniz, yapamazsiniz!
cunku sohbetmis, gonderme yapmakmis hepsi illegal oluyor ne yazikki...
neyse az laf cok is... sizler de gorun :




Saturday, July 04, 2009

for my Mr. Big...


Koskoca 6 ay!
Yeni yılın ilk 6 ayı...
Yani yarım sene...
Yani kış bitti, bahar bitti, yaz geldi :)
6 ay önce bugün konuşup sinemaya gitmiştik.
İyi ki atmışım o mesajı, iyi ki gelmek istemiş sinemaya...
Gelmeseymiş ne olurmuş? Düşünmek istemiyorum...
Bu kadar güzel geçen bu 6 ayı hiçbir şeye değişmem.
Güzel derken..kavga yok muydu, kötü gün olmadı mı?
Oldu!
Ama hiçbir gün evime, yatağıma onunla küs bir şekilde veya ona kızgın olarak uyumadım...
O da öyle.
Birbirimizden özür dilemeyi, saygılı olmayı, sevgiyi, ilgiyi hiç eksiltmedik...
Bunların azalması için daha çok yenisiniz zaten diyebilirsiniz... ama öyle değil! Balık baştan kokar!...
Hayatımı bu kadar kolaylaştıran biri hiç olmamıştı, ve bende onunkini kolaylaştırmaya çalışıyorum.
Onunla konuşmayı, düşündüğüm her şeyi onunla paylaşmayı (dilimin kemiği olmadan!), fikirlerimi anlatmayı çok seviyorum! Beni o kadar çok destekliyor ve fikirlerime değer veriyor ki... cesaretlendiriyor!
Herkesin hayatında böyle biri olmasının gerekliliğinin önemini anlıyorum!
Hele hele bu kişi “sevgiliniz” olunca – yeme de yanında yat oluyor!
Çünkü nedendir bilmem... insanlar genelde sevgilileriyle bu kadar rahat olamıyor. Bu kadar çok şeyi paylaşamıyorlar. Bu da kopukluklara, anlaşmazlıklara yol açıyor, kavga oluyor, ipler kopuyor.
Ve ne yazık ki aradaki uçurum (siz ve yaratıldığınız kişi) o kadar açılmış oluyor ki sen bile dönüştüğün insana inanamıyorsun ve orada da ilişki kopuyor...
Ama ben görebiliyorum ki bu 6 ay boyunca sevgilinin yanında ben çok çok iyi bir arkadaş, sırdaş, dost edinmişim. Seni her şeyinle olduğun gibi kabul eden, çok seven, bir göz hareketinle anlaşabildiğin,
bakışlarınla konuştuğun biri...
Uyandığında “uyanma, biraz daha uyuyalım” diyen, sana sarılan, ağladığında hiçbir şey söylemeden sadece yanında sana omuz olan, sakinleştren, doğru olanı değil – kendi düşüncesini – tarafsızca – asla yargılamadan konuşan biri...
Hatta o kadar güven veriyor ki kıskançlık seviyem için 1 ile 10 arasında (1 en az – 10 en çok) sayı vermem gerekse 3 diyebilirim! :)
En önemlisi ona çok güveniyorum! O bunu sağlıyor. Kıskançlığın gereksizliğini gösteriyor.
Hayatımda ilk defa bir erkek arkadaşımın telefonuna karıştırmak amaçlı bakmadım – ne de olsa o bir şey olsa söylüyor – sadece rahat olmam için!
Yani bana gerçekten değer verdiğini %100 hissettiğim biri var...
Ben neyi seviyorsam, benim için ne önemli ise buna dikkat ediyor. Bende onunkilere dikkat ediyorum tabi...
Mutlu olacağını bildiğin şeyleri onun için yapıyor olmak zevkli hale geliyor!
Böylece hayat yaşanması daha güzel hale geliyor. Ortak zevkler yaratılıyor, tatile gidiliyor, geziliyor, mutlu oluyor hayat!
İnsanın sevdiğinin yanında rahat olması, kendi neyse öyle olması çok güzel bir duyguymuş!
Bunu öğrendim...
Senin “x” bir huyunu sevmeyen, seni değiştirmeye çalışan biri aslında seni değil, kendi oluşturduğu insanı sevdiğini anladım! Ve ileride bir gün bunu gördüğünüzde “ama bu ben değilim!” diye isyan ettiğinizde büyük sorunlar yaşayabileceğinizi öğrendim...
Ve ne yazık ki aradaki uçurum (siz ve yaratıldığınız kişi) o kadar açılmış oluyor ki sen bile dönüştüğün insana inanamıyorsun ve orada da ilişki kopuyor...
Siz siz olun asla sizi değiştirmek isteyen biriyle mutlu olabileceğinizi düşünmeyin, hayal / olamaz!
Bu Polyannacılık olur....
Bu yüzden dediğim gibi, i am what i am!.. Ve olduğum kişiyi seviyorum!
Sevgilimin de bunu sevmesi beni mutlu ediyor!

so.. i've found my Mr. Big..!