Tuesday, October 06, 2009

yazı yazı yazı...



ne kadar zamandır yazmıyorum, biliyorum
aslında hep yazmak istiyorum...
şimdi de yakında bol bol yazacağımı söylemek istiyorum
beni bekleyin!...

Friday, September 11, 2009

for my vespa..

çok çok eskiden istediğim bir şeydi.. motor kullanmak.. hep yapılan kazalarla gözümü korkutmaya çalıştılar ama bendeki de keçi inadı... hep istedim hatta gün geçtikçe daha çok istedim...
bu sene hayatıma giren pek değerli sevgilim bana hayatımın hediyesini yaparak ajansın önüne VESPA LX 150 ile geldi... o an kalbim duracak sandım, mutluluktan ağlıyordum... vespa benim değildi, kiralıktı ama olsun düşünebiliyor musunuz koskoca 3 ay benim olacaktı??
bendeki heyecanı sormayın... ailem bilmiyordu o sıralar o da ayrı mevzu bahis...
neyse hayatımın 3 aylık bir dönemini vespa'mla geçirmeye başlamıştım... ajansa gidip geliyodum, eve gidiş gelişler.. trafiksiz hayat...
inanılmaz farklı bir his, bilen bilir... özgürlük hissettiriyor...
taa ki... bugüne kadarmış... bugün VESPA'MLA son günüm... ve bütün hafta sel, yağmur derken hiç kullanamadım...
gerisi önümüzdeki yaza umarım diyorum... ve bu 34 SKU 93 (scooter'ın sku'su oluşunu da ayrı seviyodum :) VESPA maceramı ona özel yazımı burada sonlandırıyorum...
sevgilim, bunu yaşattığın için tekrar teşekkürler sana da....

Tuesday, August 25, 2009

Fantastik sorulara cevaplar

yine uzun bir sessizlikten sonra buradayım...
dün Nil Karaibrahimgil'in köşesinde yazmış olduğu yazıya istinaden // sorduğu soruları cevapladım ve sizlerle paylaşıyorum...
siz de yazın cevaplarınızı, insan garip hissediyor cevapları düşündükçe.. :)
yazıyı okumak isteyenler:
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12334412

En son sildiğin kelime hangisi? – şebo

Gerçekleşmemiş projelerin neler? – kitap yazmak / gerçekleşecek ama

Bir sanat eserini, bir filmi, kitabı, çorbayı, şarkıyı ya da yürüyüşü iyi yapan nedir? – sanat eserini iyi yapan kendini anlatması bir şey ifade etmesidir, filmi iyi yapan hedef kitlesini tatmin etmesidir oyuncusudur senaryosudur çekimidir yönetmenidir, kitabı iyi yapan akıcı olmasıdır kendini okutmasıdır, çorbayı iyi yapan lezzetidir tadıdır tuzudur, şarkıyı iyi yapan ağzına takılabilmesidir tonudur müziğidir sözleridir, yürüyüşü iyi yapan ayakkabılardır ve i-pod’undaki şarkılardır...

Eğer hapse atılsaydın, suçun ne olurdu? – düşünce suçu

Kendine sormak istediğin soru ne? – hayattaki amacın ne?

Sana kendini en güvende hissettiren, günlük ritüelin nedir? Ve neden? – sevgilime sarılmak! Çünkü güvende hissetiriyor :)

Arka bahçene, 90 yaşında açılmak üzere bir zaman kapsülü koysan, içine koyacağın beş şey ne olur? – ölümsüzlük ilacı (eğer 90 yaşında yaşıyorsam ve alzheirmer olmamışsam ve arka bahçeme gidecek halim varsa:))), gelecek nesillere yazılmış eski zamanlarda dünyayı anlatan bir mektup, sesimi ve bu zamanın popüler şarkılarını söylediğim bir ses kaydı/kaseti, günlüklerim, arkadaşlarımın annemin babamın benim bu zamandan fotoğraflarımızı koyardım...

Başkaları için önemli olmayan ama senin için önemli olan şey ne? – ruhum

Senin için önemli olan ama başkalarının umursamadığı şey ne? – hayallerim

Niye buradayız? – hepimizin bir amacı var onu bulmaya çalışıyoruz...

Wednesday, August 19, 2009

Dondurmaaa - my favorite

eeen eeenn sevdigim dondurmalari yazmak istedim bugun
kac zamandir hicbir sey yazamiyorum... neler oldu neler ama simdi yeri ve zamani degil..
simdi ice cream + glida + dondurma timee

Büyükada’da kulübün önünde minik külah üzerine kaşıkla yapılan gül dondurmaa - Yunus
ve yine Büyükada - Roma dondurmacısı
(Roma'da dondurma yedim - böyle bir lezzet yok onlarda... - ki Roma dondurmasında birçok tadı üreten kişi şuan New York'a taşınmış ve dondurmalarını orada üretime geçirme hayalleri var!!)
ve artık olmayan ama adından bahsetmeden geçemeyeceğim Büyükada'da Ecol dondurma - ilk tiramisulu dondurmayı bana yediren ve sevdiren yer...

İstanbul - Bebek Mini Dondurma
Arnavutköy Girandola
Asmalımescit Cremeria
Nişantaşı'nda da açılmış şimdi Cremeria Milano - üstelik Nutella'lı dondurmaa

ve ve ve...
USA'da olan... gidip denemeden donmemeniz gerektigini dusundugum...
Ghirardelli Chocolate'in dondurmasi.... boyle bir lezzet yok.. olayi ve meshurlugu cikolatasindan geliyor zaten // mutlaka deneyin!

Sunday, July 19, 2009

yagmur yagsa...

yagmur.... sesini ozledigim bir sey... yagarken yurumeyi ozledim... sicak havada yagmasini daha da cok ozledim...
yagmur yagarken yatakta uyumayi, yorganin altinda, sabah olmus olmasina ragmen uyumaya devam etmeyi ozledim.
ve bu ses duydukca cok hosuma gitti... sizlerle de paylasmak istedim!

Friday, July 17, 2009

Thursday, July 16, 2009

Kadın olmak!...

bugun sizi Can Dundar'in cok guzel bir yazisiyla basbasa birakiyorum!
EY ERKEKLER!! okuyunuz, ornek aliniz, uygulayiniz...

Bir kadın çocuktur aslında...
Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını… Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz..

Bir kadın güçlüdür aslında...
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgidir aslında...
İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever; ama, tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer alamazsınız. Her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri ”acımak' duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında...
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız, onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın çılgındır aslında...
Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Üreticiliğinin sınırı yoktur ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz üreticiliğini. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz!

........bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!
....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar..!!!!

kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!
öyle olsaydı ezilirdi......!!! üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!
AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......
Eşit olsun diye......
kolun biraz altında...
Korunsun diye...!!!
KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!

Can DÜNDAR

Wednesday, July 15, 2009

sevmediğim kelimeler...

Bakarız (olumsuz olanı) : hani kelimeler vardır veya yorumlar vardır kişiden kişiye değişir ya.. bu da öyle bir kelime! Biri söyleyince olumlu bir BAKARIZ oluyor, biri söyleyince olumsuz... mesela annem! Annemin ağzından bakarızı duyduysanız o iş olmayacak demektir, yatar! Ama babamdan duyduysanız kesin olmuştur, sevinirsiniz!
Yine de sevmiyorum, belki küçüklüğümden beri hep annemden duyduğum için.. “anneeee, eve gidince sokağa çıkabilir miyim?” – “bakarız kızım!” – bende direk ağlama modu çünkü çıkamıyorumm! Böyle yani.. ne zaman birinden bakarız kelimesini duysam irkilirim, ne tonda söylediğini algılamaya çalışırım, bu da beni mutsuz eder!

Belki : tampon kelime! Ara kelime, kurtarıcı sanılan ama kurtarmayan kelime... tamamsa tamamdır, değilse değildir ya evet ya hayır bu kadar kesindir! Neden net olamıyoruz ki?

Hayır : olumsuzluk! Sev-mi-yor-ummm!!!! – biliyorum belki ve hayır birbirlerine çok benziyorlar ama belki duyacağıma hayırı duymayı tercih ediyorum en azından net ve kesin biliyorsun ki hayır... :)

Keşke : keşke öyle yapmasaydım, keşke böyle olmasaydı, keşke o treni kaçırmasaydım bla bla blaa... oldu işte, şimdi napıcan ona bak! Niye bunu diyorsun ki? o zaman bir şeyi yapmadan evvel biraz daha düşün, keşke demeyiver!

Bu böyle olmaz : nasıl olur ya? Göster bakalım? Sen daha mı iyi biliyodun? O zaman bu zamana kadar nerdeydin? Bu olmaz, bu yapılmaz... kurallarla yaşayan binlerce insanla dolu etrafımız. Her şeyin, her zaman bal gibi, istersen olabildiğini / olabileceğini gösteren, gösterebilen herkesi seviyorum ben abicim!

Evet diyelim, olur diyelim, Ne yapsak? Nasıl yapsak? diyelim... ne güzel laflar onlar...

Sunday, July 12, 2009

HAYAT KISA...

Bütün yollar uzun.
Herkes köşeli.
Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)
Varılacak yer yok.
Sadece yolculuk var.
Kelimelerin içi boş, dışı süslü.
Sadece gözler ve davranışlar gerçek.
Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.
Herkes bir yerinde güzel.
Herkes her şeyi yapmaya muktedir.
Ağaçlar sonbahara aşık.
Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.
Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.
Dışarısı soğuk.
Kadınlarla erkekler benzemez. (venus vs mars...)
Herkeste ortak olan, farklı olandan çok.
Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.
Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa.
Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak.
Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.
Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.
Her gün teşekkür etmek iyidir.
Her gün şükretmek iyidir.
Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.
Koşmasan da olur.
Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.
Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.
Düşündüğün şeyler sana şekil verir.
Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.
Ne düşünüyorsan öyle.
Herkes her şeyi hisseder.
Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.
Aile en sağlam sığınak.
Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.
Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.
Delilik yaygın.
Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.
Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?
Tek soru var o da bu.
İnsan gelecekkolik.
Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.
Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler.
Asansörde yanındakilerle konuş.
Konuşmamak ruhu kısar.
’Off’ diye bağır, ’hey’ diye bağır, ’aaaa’ diye bağır.
Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.
Ne yöne saparsan sap, virajlı.
Hayat anlar gibi olunamayan şey.
Paylaşmaktan başka şansın yok.
Hayatındaki her şeyi serbest bırak.
Yerçekimine güven.
Sayıklamak serbest.
’Sen yeter ki sev’ şarkı sözü.
Ağlayabildiğin kadar ağla, rahatla.
Pazartesileri sev, Cuma'ları daha çok sev.
Her günü sev, her gün başka bir hediye sana.
Yaba daba duuuu!!

Friday, July 10, 2009

kötüyüm...

Neden bilmiyorum ama bugün böyleyim... içimde bir mutsuzluktur gidiyor sabahtan beri.
Hani hepinize olmuştur, içinizde kötü bir hisle uyanırsınız... o geçmez.
Ne olduğunu düşünürsünüz, kimisi bulur – kimisi bulamaz.
Sabahtan beri her şeyi düşündüm, bulamıyorum!
Son olarak kendimi kullanmakta zorunlu olduğum ilaç olduğuna inandırmaya başladım!
Bilen bilir – Roaccutane .... baya bir yan etkisi bulunan, ağlatan, sinir bozan, depresyon yaratan, hatta Avrupa’da intihar eden insanlar olduğu için yasaklanan bir ilaçtır kendisi!
Ama hiç böyle olmamıştım!
4 Ağustos’ta bu ilaçtan kurtulacak olacakken, bitmesine yakın bana bunları yapmasına izin vermek istemiyorum!
Mutlu olmaya çalışıyorum ama içimde birileri bir şeyler bana kötü düşünce getiriyorlar.
Hemen kovuyorum, direniyorlar. Yapamıyorum.
Ağlamak istiyorum, ağlıyorum! Ama nedenini bilmiyorum...
Dediğim gibi bugün böyleyim.. kaçamıyorum.
Hemen bugün bitsin, yarına güzel başlayayım istiyorum...

Thursday, July 09, 2009

foto foto

Cok yakin zaman sonra Fotogracilik kursuna IFSAK’a gitmeye basliyoruz...
Beraber fotograflar cekmek gibi bir hayalimiz vardi artik gerceklesecek... gece/gunduz gunes batisinda veya gun dogarken, dolunayda... hareketli/hareketsiz, siyah/beyaz, vs vs..

Ve umarim... cok kisa sure sonra... boyle fotograflar cekiyor olacagim :
Not : kim bilir ilerde belki sengul palli’ya rakip bile olabilirim :P ,



Wednesday, July 08, 2009

to my comiko

bu yazı cok ozel birine...
hayatinin cok zor bir doneminde suan...
ama yavas yavas tum zorluklar bitiyor - her yeni gun baska guzel bir haber aliyoruz... almaya da devam edecegiz... her sey guzel olacak!
BTW i'll jump too :)
lots of lots of LOVE!... xoxo

Monday, July 06, 2009

car of the year...

bunlar eski... ben universitedeydim ciktiklari zaman.. aralarindaki sohbet muhtesem... burada yani Turkiye'de boyle bir sey yapmaya calissaniz, yapamazsiniz!
cunku sohbetmis, gonderme yapmakmis hepsi illegal oluyor ne yazikki...
neyse az laf cok is... sizler de gorun :




Saturday, July 04, 2009

for my Mr. Big...


Koskoca 6 ay!
Yeni yılın ilk 6 ayı...
Yani yarım sene...
Yani kış bitti, bahar bitti, yaz geldi :)
6 ay önce bugün konuşup sinemaya gitmiştik.
İyi ki atmışım o mesajı, iyi ki gelmek istemiş sinemaya...
Gelmeseymiş ne olurmuş? Düşünmek istemiyorum...
Bu kadar güzel geçen bu 6 ayı hiçbir şeye değişmem.
Güzel derken..kavga yok muydu, kötü gün olmadı mı?
Oldu!
Ama hiçbir gün evime, yatağıma onunla küs bir şekilde veya ona kızgın olarak uyumadım...
O da öyle.
Birbirimizden özür dilemeyi, saygılı olmayı, sevgiyi, ilgiyi hiç eksiltmedik...
Bunların azalması için daha çok yenisiniz zaten diyebilirsiniz... ama öyle değil! Balık baştan kokar!...
Hayatımı bu kadar kolaylaştıran biri hiç olmamıştı, ve bende onunkini kolaylaştırmaya çalışıyorum.
Onunla konuşmayı, düşündüğüm her şeyi onunla paylaşmayı (dilimin kemiği olmadan!), fikirlerimi anlatmayı çok seviyorum! Beni o kadar çok destekliyor ve fikirlerime değer veriyor ki... cesaretlendiriyor!
Herkesin hayatında böyle biri olmasının gerekliliğinin önemini anlıyorum!
Hele hele bu kişi “sevgiliniz” olunca – yeme de yanında yat oluyor!
Çünkü nedendir bilmem... insanlar genelde sevgilileriyle bu kadar rahat olamıyor. Bu kadar çok şeyi paylaşamıyorlar. Bu da kopukluklara, anlaşmazlıklara yol açıyor, kavga oluyor, ipler kopuyor.
Ve ne yazık ki aradaki uçurum (siz ve yaratıldığınız kişi) o kadar açılmış oluyor ki sen bile dönüştüğün insana inanamıyorsun ve orada da ilişki kopuyor...
Ama ben görebiliyorum ki bu 6 ay boyunca sevgilinin yanında ben çok çok iyi bir arkadaş, sırdaş, dost edinmişim. Seni her şeyinle olduğun gibi kabul eden, çok seven, bir göz hareketinle anlaşabildiğin,
bakışlarınla konuştuğun biri...
Uyandığında “uyanma, biraz daha uyuyalım” diyen, sana sarılan, ağladığında hiçbir şey söylemeden sadece yanında sana omuz olan, sakinleştren, doğru olanı değil – kendi düşüncesini – tarafsızca – asla yargılamadan konuşan biri...
Hatta o kadar güven veriyor ki kıskançlık seviyem için 1 ile 10 arasında (1 en az – 10 en çok) sayı vermem gerekse 3 diyebilirim! :)
En önemlisi ona çok güveniyorum! O bunu sağlıyor. Kıskançlığın gereksizliğini gösteriyor.
Hayatımda ilk defa bir erkek arkadaşımın telefonuna karıştırmak amaçlı bakmadım – ne de olsa o bir şey olsa söylüyor – sadece rahat olmam için!
Yani bana gerçekten değer verdiğini %100 hissettiğim biri var...
Ben neyi seviyorsam, benim için ne önemli ise buna dikkat ediyor. Bende onunkilere dikkat ediyorum tabi...
Mutlu olacağını bildiğin şeyleri onun için yapıyor olmak zevkli hale geliyor!
Böylece hayat yaşanması daha güzel hale geliyor. Ortak zevkler yaratılıyor, tatile gidiliyor, geziliyor, mutlu oluyor hayat!
İnsanın sevdiğinin yanında rahat olması, kendi neyse öyle olması çok güzel bir duyguymuş!
Bunu öğrendim...
Senin “x” bir huyunu sevmeyen, seni değiştirmeye çalışan biri aslında seni değil, kendi oluşturduğu insanı sevdiğini anladım! Ve ileride bir gün bunu gördüğünüzde “ama bu ben değilim!” diye isyan ettiğinizde büyük sorunlar yaşayabileceğinizi öğrendim...
Ve ne yazık ki aradaki uçurum (siz ve yaratıldığınız kişi) o kadar açılmış oluyor ki sen bile dönüştüğün insana inanamıyorsun ve orada da ilişki kopuyor...
Siz siz olun asla sizi değiştirmek isteyen biriyle mutlu olabileceğinizi düşünmeyin, hayal / olamaz!
Bu Polyannacılık olur....
Bu yüzden dediğim gibi, i am what i am!.. Ve olduğum kişiyi seviyorum!
Sevgilimin de bunu sevmesi beni mutlu ediyor!

so.. i've found my Mr. Big..!

Friday, July 03, 2009

istiyorum istiyorum istiyoruumm :)

Arsız kadının tekiyim...
Makyajımı yapmadan sokağa çıkmamak,
Saçlarımı her zaman bakımlı tutmak,
Ahım gitmiş vahım kalmışken bile kendimi kadın gibi hissetmek istiyorum.
Tırnaklarım her zaman kırmızı ojeli, dudaklarımda nar kırmızısı rujum,
En şişko halimde bile kot giymek istiyorum.
Arkadaşlarımla komşuculuk oynamak istiyorum.
Kahkaham yeri göğü inleten, ağzımın kenarındaki çizgiler artık gülmekten ve konuşmaktan iyice belirginleşmişken bile mimikleri abartılı, eli kolu hiç durmayan bir kadın olmak istiyorum.
Mitinglere elimde bastonum, kolumda torunum katılmak,
Eşin dostun yardımıyla pankart açmak,
Yağmur altında bacak ağrıları içinde kıvranarak konser izlemek istiyorum.
Kar yağınca torunlarımı çağırıp düşüp kalçamı kırmadan karla oynaşabilmek için, "Koşun kar getirin, kartopu atalım evi batıralım, sonra temizlersiniz!" demek istiyorum.
En yakın arkadaşımın aldığı güzelim dut ağacımın altında, dizlerimizde kareli battaniyelerimiz,
Fonda müzik ,önümüzdeki tuvalde,rengarenk tamamlanmayı bekleyen resimler,
Elimizde en sevdiğimiz ve bir türlü vakit bulup okuyamadığımız kitaplar,
Sehpamızda rakı, meze ve balıklar,
Gözlerimizde burnumuzun ucuna düşmüş kırmızı kemik gözlüklerimizle,
İki sayfa okuyup kıkırdayarak dedikodu yapmak,
Hayatı kutlamak,
Erkekleri çekiştirmek,
Yakalanınca da kızaran yanaklarımızdan makas alınmasını istiyorum.
Camları kalınlaşmış gözlüklerimle, hala kendi arabamı kullanmak, hatalı sollama yapan yaramazlara camı açıp el kol hareketleriyle kızmak istiyorum.
Torunlarımın aşk hikayelerini dinlerken, onlara acayip fikirler vermek istiyorum.
Onların en afacan sırdaşı ben olayım istiyorum.
Kendi yaramazlıklarımı anlatıp anlatıp "Siz de yapın çok eğlenceli, anne babanız kızarsa bana yollayın!" diyerek onları şımartmak istiyorum.
O yaşımda erik ağacının tepesine çıkıp erik toplamak istiyorum!
Çağlayı tuza banıp yemekten dilim her bahar yara olsun istiyorum!
Arkadaşlarıma en olmadık şakaları yapıp, çocuklarımı utandırmak istiyorum.
Ellerim titrediğinde klavyede rahatça yazabilmek için, Apple' a mektup yazıp her bir klavye tuşunu kafam kadar yapmalarını talep eden, ilk Türk kadını olmak istiyorum.
Gece vakti dalgalı denize girip boğulacak olduğum için zar zor kurtarılıp kocamdan azar işitmek,
Gecenin köründe uyanıp "Uykum kaçtı, midemde gaz var kalk yürüyüşe gidelim!" deyip uykusunu böldüğüm için, şap şup öpülmek istiyorum.
En pörsük halimde bile bana baktığında hayat arkadaşım,
Kendimi her halimde güzel hissettiren o afacan aşık gülüşünü görmek,
Anında yaramazca gözlerim dolu bir cevap vermek istiyorum.
En geç yaşımda, bugünkü kadar aşık olmaya devam etmek istiyorum.
Büyüyünce ben,
Hala küçücük bir çocuk gibi,
İçimden geldiği gibi yaşamak istiyorum
Kulağımda rengarenk küpeler, bileğimde çıngıraklı bilezikler,boynumda kolyeler,parmaklarımda kocaman yüzükler,saçlarımda tokalar, üstümde gökkuşağı renklerinden giysilerle dolu dolu yaşamak ve yaşamak istiyorum ben....
Hiç botox yaptırmadan, yüzümdeki her çizginin bana verdiği deneyimin güzelliğini içime sindirerek sonsuz şimdi olmak istiyorum....

Wednesday, July 01, 2009

in an ABSOLUT world...









BU KADAR GUZEL ABSOLUT REKALIMDAN SONRA... YURDUMUN YARATICI INSANININ HAZIRLADIGI İLAN...

Tuesday, June 30, 2009

in loving memory of MJ...


Dansıyla, sesiyle, tarziyla, saclariyla, kiyafetiyle, siyah-beyaz olusuyla, hayata bakis acisiyla tamamen farkli olan KING of POP – MJ!
R.I.P.
Princess Michael 1 :)

http://www.facebook.com/video/video.php?v=110681566384&ref=nf

Monday, June 29, 2009

pursuit of happiness...



from an old friend...
who says "we must need to read over and over again!"
we really have to read it, till we learn by heart!

One always has to know when a stage comes to an end. If we insist on staying longer than the necessary time, we lose the happiness and the meaning of the other stages we have to go through. Closing cycles, shutting doors, ending chapters - whatever name we give it, what matters is to leave in the past the moments of life that have finished. Did you lose your job? Has a loving relationship come to an end? Did you leave your parents' house? Gone to live abroad? Has a long-lasting friendship ended all of a sudden? You can spend a long time wondering why this has happened. You can tell yourself you won't take another step until you find out why certain things that were so important and so solid in your life have turned into dust, just like that. But such an attitude will be awfully stressing for everyone involved: your parents, your husband or wife, your friends, your children, your sister, everyone will be finishing chapters, turning over new leaves, getting on with life, and they will all feel bad seeing you at a standstill. None of us can be in the present and the past at the same time, not even when we try to understand the things that happen to us. What has passed will not return: we cannot for ever be children, late adolescents, sons that feel guilt or rancor towards our parents, lovers who day and night relive an affair with someone who has gone away and has not the least intention of coming back. Things pass, and the best we can do is to let them really go away. That is why it is so important (however painful it may be!) to destroy souvenirs, move, give lots of things away to orphanages, sell or donate the books you have at home. Everything in this visible world is a manifestation of the invisible world, of what is going on in our hearts - and getting rid of certain memories also means making some room for other memories to take their place. Let things go. Release them. Detach yourself from them. Nobody plays this life with marked cards, so sometimes we win and sometimes we lose. Do not expect anything in return, do not expect your efforts to be appreciated, your genius to be discovered, your love to be understood. Stop turning on your emotional television to watch the same program over and over again, the one that shows how much you suffered from a certain loss: that is only poisoning you, nothing else. Nothing is more dangerous than not accepting love relationships that are broken off, work that is promised but there is no starting date, decisions that are always put off waiting for the "ideal moment." Before a new chapter is begun, the old one has to be finished: tell yourself that what has passed will never come back. Remember that there was a time when you could live without that thing or that person - nothing is irreplaceable, a habit is not a need. This may sound so obvious, it may even be difficult, but it is very important. Closing cycles. Not because of pride, incapacity or arrogance, but simply because that no longer fits your life. Shut the door, change the record, clean the house, shake off the dust. Stop being who you were, and change into who you are
if you do what you always do, you'll get what you always get!

about me - update



Cok bekletmeden tekrar ben...
Uzun zamandir yani yaklasik 3 senedir yazmiyormusum...
Neler oldu...
Bizimkiler yani ailem Kilyos’a tasindi, gecen sene yani Haziran 2008’di...
Bende boyle tasinir gibi oldum ama sonra caktirmadan esyalarimi toplayip Maslak’taki eve dondum, tek basima olarak... cok guzel tam 1 sene yasadim tek basima.. guzel olan tek basima olmakti... gecen sene ise soyle boyle denebilirdi... 2009 basinda ise cok cok guzel oldu...
Neler oldu; ben asik oldum... gercekten! Cok cok cok sevdigim biri oldu hayatimda... gelen gideni hic hic aratmadi, aksine iyi ki de oldu dedirtti...
Mutluyum yani... mutlu.
Hayatimda en en cok merak ettigim, gitmek istedigim tatile – New York’a gittim onunla... mayis ayinda.
Daha da guzel olamazdi bir tatil... hatta mumkunse beni birakin orada! Sevgilimi de verin yanima.. biz orada olalim, sevenler gitsin-gelsin-goruselim ama biz orada olalim....
Bir onceki yazimda da gorebileceginiz gibi bir de Vespam var simdi... o da hayatimda en cok istedigim 2. bir seydi herhalde... hatta amaclar arasinda motorumun olmasi en cok denebilirdi bile!
ve “o” bir gun ajansin kapisina cikageldi, Vespa’nin onunde durmus, hadi gidelim diyor bana...
Ben nasil yani? bu ne? nasil olur? diyemeden motoru kullaniyordum – bir de bana ogretme asamasini gectik tabi!
Bu arada duz vites araba kullanmayi ogrendim! – uzuuun zaman olmustu ehliyet alali o arayi kapadim yani...
O da bir diger maceram oldu... gayet sabirli sevgilim yine durdu durdu, hadi debriyaj simdi fren simdi gaz, 1, 2, 3 vites degistir dedi dedi durdu... hic bagirmadi veya kizmadi - o ses hic yukselmedi yani...
Butuuun sebebi sevgilim sarhos oldugu zaman gece cikmalarimizda ben arabayi kullanabileyim diye!... kullaniyorum ve de, mutluyum yani... alan memnun, satan memnun hesabı!
Ben uyumlu bir tipim. gittigim her yerde kendime bir dunya yaratabilirim.
yeter ki bu adamla birlikte olayım. o ne derse yaparım...
LOVE is the answer...!

ve ve ve...
en yakin arkadaslarim evleniyor... hatta birinin nikahi bitti bile – digerinin nikahi geliyor.
Dugunleri ise Ekim ve Aralik 2009’da olacak. Bir tane de teklif bekliyoruz yine bizim kizlardan birine... gelin cicegi bile eline geldi...
o da gitti-gidecek yani...
Biz ne zaman buyuduk, nasil oldu, neredeyiz, ne yapacagiz buyuyunce derken...
Evlenmeye basladi herkes...
Uzuluyor muyum buyudugumuz icin, yoksa seviniyor muyum arkadaslarimin mutluluguna karar veremiyorum.
Buyuduk mu ki o kadar diyorum?
Ya da benim icimdeki cocuk daha cok mu cocuk?
Daha yapilmasi gereken, gorulmesi gereken, gidilmesi gereken cok yer var, cok is var gibi geliyor.
Butun bunlari yapacakken hayatinda paylasacak birinin olmasi muhtesem bir sey, eminim!
Bende zaten paylastikca bunun farkini ve guzelligini gorebiliyorum, o yuzden sanirim artik biraz daha iyi anliyorum...

bu kadar “ozel” hayattan sonra... biraz is hayatima gelecek olursak.
2006 zamanlarinda zaten Ogilvy’de calisiyordum... musteri iliskilerinde...
Sonra oradan ayrildim, sancili bir surec gecirdim ama Publicis Yorum’a gectim.. cok cok da iyi oldu. cok mutluyum, tabi bu kriz olaylari olmasaydi cok daha iyi olabilirdi ama yine de... bircok guzel is yaptik, oduller oldu, ama en onemlisi biz eglendik, eglenmeye de devam ediyoruz...
Sektorun olayi bu. Eglenceli. Bu da olmasa burada 1 dakika durulmaz.

Bunun disinda hersey ama hersey ayni...
Focus’um ayni, cep telefonum ayni, fotograf makinam ayni...
Cok mu gelenekselciyim? Yoksa anti-teknolojist?
WHATSOEVER!... :)

out and back home again!

evet.. bir yeni gun daha.. bir Pazartesi daha... is bankasi - maximiles reklami gibi!!
cumartesi, pazar derken yeni bir hafta daha basladi...
pazartesi gunu sendromunu uzerimden atmaya calismaliyim derken sabah 7.45'te toplantiyla basladik gune... ve ajansa Vespamla donerken attigimi farketmistim bile...
haftasonu o kadar guzel gecti ki tatilde gibi hissettim kendimi.. ve simdi ajans yine yeniden.
haftasonu berry'le olan Blog konusmamizdan sonra buraya geri donup tekrar yazmaya karar verdim! eski post'larimin cogunu sildim - ne de olsa uni.'de not alabilmek icindi hepsi, gecti!
ve yaziyorum yine yeniden!
birkac sey bir arada...
1- Dun Transformers'a gittik - bence muhtesemdi, mutlaka gorulmeli...
2- Sertap Erener'in son single'i - BU BOYLE cd'sini aldik, insanlari mp3 download etmekten vazgecirmek, satin almaya sevketmek icin ustelik cok cok ucuz - 5.90 TL!
gidip mutlaka alinmali... super ozellikle 2no'lu akustik versiyonu...
3- Turkcell'in 3G reklam filmi muhtesem basarili olmus - sanirsam sadece sinemada gosteriliyor daha TV'de gorme sansim olmadi...
4- Ice Age3 geliyor!! 3D hem de! 1 temmuz carsamba gunu...

guncel haberler bu kadar...
hatta bugunluk bu kadar...
simdi, bugunlerde neler yaptigimi ve universitede ara acildigindan beri neler yaptigimi sonra yaziyor olacagim!
bu sadece amator yazi - baslangic!